30 Kasım 2010 Salı

BAYRAM SONRASI

Bayram ne zaman gelecek derken geldi geçti bile. Her şeyin tadı damağımızda ayrıldık İzmir'den. Çalışmaya bile başladık ve birinci haftasını devirdik. İkinci hafta başında, yani bugün oturup yazmalıyım dedim. Sizleri okumayı hiç bırakmadım ama yazamadım doğrusu.Üzerimde tuhaf bir ağırlık ve sürekli baş ağrısı var. Doktordan sıra alınmıştır doktora gidilecek ve şikayetler birbir anlatılacaktır. Bakalım doktor amca bize ne diyecek.


Hastalıktan çok bahsetmek insanı daha paranoyak ettiği için bu mevzuyu uzatmadan geçiyorum ve geliyorum bir bir gezip dolaştığım İzmir'e...


Mevlana Heykelinin olduğu Buca'ya gittik. Fakat her fotoğrafta biz de olduğumuz için çalıntı bir fotoğrafla göstermek durumunda kalacağım.


Bu heykelin toplam ağırlığı 50 ton imiş.Çelik borularla yapılıp bakır ile kaplanmış. Buca'nın en yüksek tepesine kurulmuş ve gerçekten İzmir'in birçok yerinden bu heykeli görmek mümkün. Alt tarafı şu anda camlarla çevrili ve orada semazen gösterileri yapılmaktaymış. Aslında Konya'ya has bir görüntü diyeceksiniz.Ama bu heykeli barış ve dostluk sembolü olarak gören Eray Okkan dünyanın 3. büyük heykelini İzmir'e kurmak istemiş.
Sağında ve solunda merdivenleri bulunan heykelin aşağısındaki Mevlana Cafeye inip sıcak bir saleple İzmir manzarasının keyfini çıkardık.

Arkasından Buca Yedigöller'e gidildi. Yağmurlu hava sebebiyle çok fazla oyalanmadık. Pek de oyalanacak gibi değildi fikrimce. Manzara evet bir yere kadar, ama her şeyin Abant Yedigöller'den esinlenme olarak yapıldığını duyunca soğuyor insan. Ben şahsen çok beğenmedim,suni olunca samimiyetinden de kaybediyor.

Biraz yorulmuştuk.Eve dönüş yolunda yine Buca'da olan Atatürk maskını görmeden olmaz dedik. Zaten araba ile yolculuk esnasında kenarda durabileceğiniz ve fotoğraflar çekebileceğiniz bir alan yapmışlar. Ben internette bu maskla ilgili bilgi edeneyim diye bakınırken şu siteyi buldum ve çok beğendim. Çok etkileyici bir proje olmuş ve adım adım yapılanlar anlatılmış. Göz atmak isterseniz bir TIK.



Gerçekten beynimize hayranım. Kimimizinkisi hesaplara, kimimizinkisi sanata çalışıyor.Kimimizinkisi de hiç çalışmıyor :) Ama olabilirlikleri görünce şaşırmamak elde değil. Dağın taşın içine oyulmuş bir mask...Ben çok beğendim.
Eve dönüşümüz keyifli oldu. Havaya bize yamuk yaptığı için alınsak da biraz, moralimizi bozmasına izin vermedik.Minik yeğenimizle geçen her dakikadan zevk aldık. Onun büyümesine, değişmesine şaşkınlıkla tanık olduk. En güzeli de rengarenk şarkısına hayran oluşu. Sertap'ın şarkısına çıkçıkı çıkçıkı diye giriş yaptığımızda kafa sallamasına doyum olmadı...

Oyuncakların her türlüsüne sahip ama çamaşır sepetinden asla vazgeçemeyen bir yeğen örneği :)

Akşama doğru Kuş Cenneti'ne gitmeye karar verdik. Ben daha çok park alanı beklerken, insanın ruhuna işleyen manzaralarla ve sahil boyu deniz kabuklarıyla karşılaşmak benim için büyük bir süpriz oldu. 450 tür kuş barındırıyormuş Kuş Cenneti. Biz bu 450 türden sadece birini gördük. Onlar da flamingolardı. Tek bacak üstünde suda bale yapıyorlardı adeta.

Benim fotoğraf makinamın performansı anca bu görüntülere izin verdi. Ama profesyonel  makinalarla gelen birkaç kişi vardı. Onların keyfini gördükçe gülümsedi yüzüm. Çünkü gerçekten fotoğrafçılıkla uğraşan herkes için rüya gibi bir yer. Onca renk, onca obje... Ruhum izlerken dinlendi ve fotoğraf kareleriyle de ölümsüzleşti...

Kuş Cennetinde aynı zamanda Çamaltı Tuzlası bulunuyor. Bu tuzla dünyanın ikinci büyük tuzlasıymış ve yıllık ortalama 500.000 ton tuz üretiminde bulunuyorlarmış.Çok emekli bir iş diye  bahsediyordu eşimin ailesi. Sezonluk işçiler gelip bu işte gece gündüz çalışıyorlarmış.Üretim zamanı Eylül, Ekim aylarında ve Kasım ayının ortasına kadar devam ediyormuş. Biz de bu üretim zamanına denk geldiğimiz için bir süre uzaktan izledik işleyişi.


Bu kadar tuz bir arada. Tuz severlere iyi seyirler diliyorum :)
Sahil kenarından devam edildi yola. Ayaklarımın altında kırdığım her deniz kabuğunun çığlığı. Hoplaya zıplaya da gitsen, sek sek sekerek de gitsen hiçbir şey farketmiyor. Her yer binlerce deniz kabuğu ile dolu... Kız kardeşin güzel ellerinde pek şirin durdular.


Balıkçı kulubelerinin yanından geçildi keskin bir balık kokusu ve deniz hışırtısı eşliğinde.




Üç güne çok şey sığdı ama postu uzatmak değil niyetim. Sadece ben de gezip gördüğünüz yazıları çok severek okuyorum ve yapılacaklar,gidilecekler listeme sizden esinlenerek maddeler ekliyorum. Belki ben de sizin listenize katkıda bulunurum kim bilir ?

Artık eve dönme zamanı yaklaşmıştı.Gitmeden Kemeraltına uğramak istedik ve kendimizi ödüllendirdik. Neyle mi?
Macunla :)


Benden şimdilik bu kadar. Özlemişim karalamayı sayfamda. Beni bekleyen mimler de var biliyorum. Onlarla en kısa zamanda ilgileneceğim. Beni mimleyenlere çok teşekkür ederim.Kapanışı da bizzat fotoğrafladığım yurdum insanı manzarası ile kapatmak istiyorum.






17 yorum:

sünter dedi ki...

Cok güzel bir gezi yazisi olmus sevgili bugday tanesi.
Yapay göller ve nanzaralar hakkindaki görüslerine katiliyorum. ne kadar güzel yapilmis olsalarda adi üstünde iste yapay. Dogalligin verdigi samimiyetten yoksun oluyor.
Birde o bucadaki Atatürk maskini ilk gördügümüzde nasilda heyecanlanip gururlanmistik onu hatirladim simdi fotografini görünce:)

Macunumdan alip kaciyorum:)
Sevgiler

özlem dedi ki...

Çok güzel bir tatil olmuş Buğday'cım ama geçmiş olsun bu arada...

coraline dedi ki...

ahh izmir :)

Butterfly dedi ki...

Sevgili Buğdaytanesi bende bu aralar pek yorgunum suçu havalara atıyorum :)gezip gördüğün yerlere keyifle baktım.İzmir çevresinde çok görmediğim yer var hatta o taraflara bile yerleşmeyi düşündüm bir aralar ama kısmet..ay o macunu çocukluğumda yemiştim bennnn :) çook sevgiler.
Not: bende daha mimi yazamadım ama unutmadım ;)

Leylak Dalı dedi ki...

Buğdaycım ne güzel gezmişsin sefan olsun canım. Sen mutlu ol, keyifli ol hakettin bunu. Doktora gidince de bana bilgi ver ama bence o mevsimsel bir gerginlik, önemli birşey değildir.
Özlemiştim seni iyi ki yazdın da sesini duyduk, çok öpüyorum, Nesrin'e selam. O macunda da gözüm kaldı ama ne çare fena halde diyetteyim:)

bilge ve annesi dedi ki...

Buğdaycığım, sefan olsun ne güzel gezmiş, görmüş ve paylaşmışsın.İzmir' e hiç gitmedim ne kötü değil mi, önce Karadeniz var ardından Ege planlarımda. Ama bak ne güzel sen varsın görmüş kadar oldum, eğlendiğine çok sevindim,ayrıca yurdum insanı fotoğrafına bayıldım, biliyorsun bu konuda sınır yok malesef:)))

Deli Anne dedi ki...

merhaba, başlık fotoğrafına bayıldım ben.. durup durp bakma hissi doğuruyor insanda

laleninbahcesi dedi ki...

en çok da çamaşır sepetindeki yeğene bayıldımmmm

Bugday Tanesi dedi ki...

Sünter ;macunun hepsi senin olsun seve seve paylaşırım :) Ben ne yalan söyleyeyim ilk defa yedim ve neden daha önce yemedim diye için için kızdım kendime. Gezdikçe gözüm açılıyor benim galiba...

Bugday Tanesi dedi ki...

Özlem çok teşekkür ederim. Mühim bir şey değil,migren ataklarıymış :) Bununla ilgili ayrı bir post yazacağım. Öpüyorum...

Bugday Tanesi dedi ki...

Coraline merhaba, İzmir'in sende bıraktıkları var galiba? İzmir gerçekten de ahh denilecek bir yer, katılıyorum...

Bugday Tanesi dedi ki...

Butterfly , yorrgunluk denen o pis şey asalak gibi yaptı bizi desene? Düşmek yok bu tuzağa,önlem alalım :) İzmir evet yerleşilecek bir şehir benim de gözümde.Kim bilir belki bir gün... Macuna gelince çocuklukta bırakma derim ben, bu tadı damağına hatırlat.Sevgiler.

Bugday Tanesi dedi ki...

Leylak Ablam benim,Nesrin'in de sana selamı var.Önemli bir şey değilmiş migren ataklarıymış diyor doktor amca. Ben de çok özledim buradaki buluşmamızı.Bir de orjinal Nurşen Ablayı da tabi. Hazır kilo vermişsin hiç ikram etmiyorum macunu. Sen onu diş macunu gibi algıla :)

Bugday Tanesi dedi ki...

Bilge'nin güzel annesi :)
Egeyi planlarında ilk önceliğe al. Neden mi? E en büyük sebebi benim :) Karadeniz benim de gitmek istediğim yerlerden bir tanesi. Ama kışın yapılan yıllık izinler sebebi ile bu hayali emeklilik zamanına atmak gerekecek galiba :(

Bugday Tanesi dedi ki...

Merhaba Deli Anne,hoşgeldin. Evet keyifli bir yer,insan gerçekten dinleniyor ama biraz da başı dönüyor yukarı bakınca :)

Bugday Tanesi dedi ki...

Laleninbahçesi;ne kadar güzel değil mi? Çıkası yok. Tüm gün orda otursa gıkını çıkarmayacak. Biz de hayranız ona ailecek :)

Süt Dilimi dedi ki...

Denizin hışırtısı ve balık kokusu burnumuza kadar geldi :) Macuna bayıldım!